Dini ve İslami Bilgiler | Allah yolunda

İncitmeyin ve İncinmeyin!

İncitmeyin ve İncinmeyin!

İncitmemek ve incinmemek ile ilgili örnekler.

Haz­ret-i Pey­gam­ber (sallâllâhu aleyhi ve sellem) Tâ­if’te taş­la­nıp ha­kâ­ret gör­dü­ğün­de me­lek­ler:

“– Ey Al­lâh’ın Re­sû­lü! Di­ler­sen, şu iki da­ğı bir­bi­ri­ne çar­pıp bu­ra­nın zâ­lim hal­kı­nı he­lâk ede­lim.” de­miş­ler­di.

An­cak o âlem­le­re rah­met ola­rak gön­de­ril­miş olan yü­ce Pey­gam­ber, me­lek­le­rin bu tek­li­fi­ni ka­bul et­me­di­ği gi­bi şef­kat ve mer­ha­met duy­gu­la­rı içe­ri­sin­de, mü­bâ­rek yü­zü­nü Tâ­if ta­ra­fı­na çe­vir­di ve ahâ­li­si­nin hi­dâ­yet bul­ma­la­rı için duâ ey­le­di. (Bkz. Bu­hâ­rî, Bed’u’l-Halk, 7; Müs­lim, Ci­hâd, 111)

Bir Pey­gam­ber âşı­ğı olan Hal­lâc-ı Man­sûr da taş­la­nır­ken:

“– Al­lâh’ım! Bun­lar bil­mi­yor­lar, ben­den ev­vel on­la­rı af­fet!” di­ye duâ et­miş­tir.

Bu, ger­çek tah­sîl ile, yâ­ni mâ­ne­vî ter­bi­ye ne­ti­ce­sin­de el­de edi­len kalb-i se­lî­me âit bir hâl­dir.

KALB-İ SELİM’İN ÜÇ VASFI

Ebu’l-Kâ­sım el-Ha­kîm’e, kalb-i se­lî­min sı­fat­la­rı­nı sor­duk­la­rın­da şun­la­rı söy­le­miş­tir:

“Kalb-i se­lî­min üç vas­fı var­dır:

Bi­rin­ci­si, in­cit­me­yen bir kalp,

İkin­ci­si, in­cin­me­yen bir kalp,

Üçün­cü­sü de iyi­li­ği Al­lâh’ın rı­zâ­sı için ya­pıp kar­şı­lı­ğı­nı bek­le­me­yen bir kalp…

Zî­râ bir mü­min, Ce­nâb-ı Hakk’ın hu­zu­ru­na, hiç kim­se­ye ezi­yet et­me­yin­ce ve­râ ile; kal­bi­ni Rab­be yö­nel­tip kim­se­den in­cin­me­yin­ce ve­fâ ile; yap­tı­ğı sâ­lih amel­le­re her­han­gi bir fâ­nî­yi or­tak et­me­yin­ce de ih­lâs ile ge­lir…”

Şâ­ir ne gü­zel söy­ler:

Cihân bâğında ey âkil, budur makbûl-i ins ü cin;

Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin!..

KUSUR VE KABAHATİ ÖRTÜN

İncitmemek ve incinmemekte en mühim hususlardan biri de, kusur ve kabahat örtmektir. Bu güzel ahlâkı gerçekleştirmek için Belh me­şâ­yı­hın­dan Hâ­tem Hazretleri, işitmesine rağmen esamm, yâni sağır lakâbını almıştır. Şöyle ki:

Bir ­gün, ken­di­le­ri­ne ma’ru­zât­ta bu­lun­mak üze­re dert­li bir ka­dın­ca­ğız gel­di. Tam me­râ­mı­nı an­lat­ma­ya baş­la­mış­tı ki, ka­dın­dan gayr-ı irâ­dî ola­rak, ka­zâ ile gaz sancısı neticesinde çir­kin bir ses sâ­dır ol­du. Ka­dın bir mum gi­bi eri­di, âde­tâ mah­vol­du. Hâ­tem Haz­ret­le­ri ise ka­dı­nın mah­cûb olup müş­kil du­rum­da kal­ma­ma­sı için hiç­bir şey duy­ma­mış gi­bi ken­di­si­ni işit­mez­li­ğe ver­di ve eli­ni ku­la­ğı­na gö­tü­re­rek:

“– Ba­cım, ku­la­ğım zor işi­ti­yor; bi­raz yük­sek ses­le söy­le! Du­ya­ma­dım…” de­di.

Böy­le­ce ka­dın­ca­ğız, gayr-i ihtiyârî vâkî olan ku­su­ru­nun giz­li kal­dı­ğı­nı dü­şü­ne­rek rahat­la­dı. Me­râ­mı­nı yük­sek ses­le tek­rar an­lat­ma­ya baş­la­dı.

Bu olaydan sonra, Hâtem Hazretleri, “Hâtem-i Esamm” (Sağır Hâtem) diye yâdedildi.

Bu mi­sâl­de­ki in­ce­li­ği ve ah­lâ­kî se­vi­ye­yi, sâ­de­ce ki­tap­lar­dan edi­ni­len mâ­lu­mat­lar­la hayâ­ta ge­çir­mek el­bet­te ki müm­kün de­ğil­dir. Hâ­tem Haz­ret­le­ri’nin ser­gi­le­di­ği bu ne­zâ­ket ve incitmeme duygusu, onun Ce­nâb-ı Hakk’ın Rahmân, yâni merhamet ve “Set­tâ­ru’l-uyûb” yâ­ni “ayıp­la­rı ör­tü­cü” sı­fa­tın­dan al­dı­ğı his­se­yi, ancak ah­lâ­ka in­kı­lâb et­ti­re­bil­miş ol­ma­sıy­la îzâh edile­bi­lir. Böy­le dav­ra­nış­lar, özel­lik­le ta­sav­vuf­ta “Al­lâh’ın ah­lâ­kıy­la ah­lâk­lan­ma” şek­lin­de tâbir olun­muş­tur.

KÖTÜLÜĞE İYİLİKLE KARŞILIK VERİN

İncitmemek hususunda hadîs-i şerîfte buyurulur:

“İnsana günah olarak, Müslüman kardeşini küçük görmesi yeter…” (Müslim, Birr, 32)

İncinmemek hususunda hadîs-i şerîfte buyurulur:

“Size iyilik yapanlara karşı iyilik yapmak, fenâlık yapanlara da fenâlık yapmak meziyet değildir. Asıl meziyet, size fenâlık yapanlara karşı aynı şekilde mukâbelede bulunmayıp iyilik yapabilmektedir.” (Tirmizî, Birr, 63)

Hak Teâlâ buyurur:

“Rahmân’ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde tevâzu ile yürürler ve kendini bilmez kimseler onlara lâf attığında, (incitmeksizin) «Selâm!» derler (geçerler).” (el-Furkân, 63)

Bu yüksek hâller, bir firâset meselesidir. Yoksa insan, farkına varmadan nice çamlar devirir. Yâni öz olarak ille firâset, ille firâset…

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Ab-ı Hayat Katreleri, Erkam Yayınları

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ