Dini ve İslami Bilgiler | Allah yolunda

Her Kötülüğe İyilikle mi Karşılık Verilir?

Her Kötülüğe İyilikle mi Karşılık Verilir?

İyilik yapanlara iyilik, fenâlık yapanlara da fenâlık yapmak meziyet değildir. Asıl meziyet, kötülük yapanlara da iyilik yapabilmektir. Zira iyilik yapılan kimse düşmansa dost olur; ortadaysa yakınlaşır; yakındaysa muhabbet ve samimiyeti ziyâdeleşir. Kötülüğüne iyilikle mukâbele edilen kimse için bu iyilik, bir daha o kötülüğe dönmemesi için bir perde olur.  

Bir gün ashâb-ı kirâm, Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e, Hazret-i Ali’yi niçin çok sevdiğini sordular. Server-i Âlem Efendimiz, Hazret-i Ali’nin çağrılmasını emretti. Sahâbîlerden biri Hazret-i Ali’yi çağırmaya gitti. Habîb-i Ekrem Efendimiz, Hazret-i Ali gelmeden önce ashâbına:

“Ey ashâbım! Siz birisine iyilik etseniz, o da size karşı kötülük yapsa, ne yaparsınız?” buyurdular. Ashâb-ı kirâm, iyilikle mukâbele edeceklerini söylediler. Rasûl-i Ekrem Efendimiz tekrar:

“O kimse yine kötülük yaparsa ne yaparsınız?” buyurdular. Ashâb, yine iyilik edeceklerini bildirdiler. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“Tekrar size kötülükte bulunursa ne yaparsınız?” buyurunca, ashâb-ı kirâm başlarını aşağı indirdiler, bir cevap veremediler. Sonra Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- geldi. Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

“Yâ Ali, birisine iyilik etsen, o da sana kötülük yapsa, sen ne yaparsın?” buyurdular. Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- iyilikle mukâbele edeceğini söyledi. Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- aynı soruyu yedi kere tekrarlamasına rağmen Hazret-i Ali hepsine de:

“Yine iyilik yaparım.” diye cevap verdi. Sonra ilâve ederek:

“Ben o kimseye iyilik yaptıkça o bana hep kötülükle mukâbele etse, ben yine de ona iyilik yaparım.” dedi. Nitekim Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- şöyle buyurmuşlardır:

“İnsanların en kötüsü, iyiliği kötülükle karşılayan ve insanların en iyisi, kötülüğe karşılık iyilik yapandır. Karşılığında kötülük göreceğinizi hiç aklınıza getirmeden, iyilik ediniz.”

TOLUM HUKUKUNA KARŞI SALDIRILAR CEZASIZ KALMAMALI

Şunu da hatırlatmak gerekir ki, her türlü kusur karşısında affa meyletmek, fazîlet zannedilmemelidir. Affetmek ve bağışlamak, affedecek kişinin şahsına karşı işlenen suçlarda mevzu bahistir. Öyle suçlar vardır ki, dînî ve millî mukaddesâta, toplumun hukukuna saldırı mâhiyetindedir. Böyle durumlarda, affetmekten çok ıslâh için cezâya başvurmak, adâleti sağlamak ve doğru ile yanlışı açıkça îlân etmek îcâb eder. Zira böyle bir suçlu affedildiğinde, bunun daha büyük haksızlıklara yol açacağı, dolayısıyla topluma zulmedileceği muhakkaktır. 

Nitekim Hazret-i Âişe vâlidemiz, Peygamber Efendimiz’in bu husustaki tavrını şöyle ifâde buyurmuştur: 

“…Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kendisine fenâlık yapan kimseden intikam almadı (yani cezâlandırmadı). Fakat Allâh’ın yasak ettiği şeyler çiğnenince, o yasağı çiğneyenden Allah  adına intikam alır (onu cezâlandırır)dı.” (Müslim, Fedâil, 79; Ebû Dâvud, Edeb, 4)

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak  Dostlarının Örnek Ahlakından, Erkam Yayınları

 

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ